Sarafin Bağları’nda Bir Aziz

                 

Sarafin Bağları’nda “bu arada saat 22.15 olmuş ve mehtap çıktı.

 çanakkale boğazında nefis bir manzara.”

dr. Aziz Karabatur’ un ekim 2003 gusto’ya mektubundan…

anısına saygıyla…

henüz onüç yaşındayız, yolumuz yeni

ince kabuklu badem ağaçları

altmış dekar merlot bağı

tortusu üzerinde dinlenmeler

güven’e duyulan derin bir özlem

eceabat, kilitbahir, soğandere ve serafim melekleri

her sabah geceyi tekrar  bekler

boğaza karşı bir yudum chardonnay

kulağımın ağrıması

tırnağımın kırılması

yorgunluk ve huzur boşluğu

güneşin kızıllığında ayın doğuşu

26’ncı piyade alayı 7 nisan günü sarafim’e çekilirken

kelebek ömründe taşınan

soğuk kamyonlarda gözyaşları

her zaman bir ömür yetmez

acı verir açılırken kapılar

ve gece sabahı tekrar bekler

rahatı da kaçar aşkın

söz biter

ustasının aziz anısına

bir şişe daha sarafin açılır

ve her sabah ve her gece

* Sarafin Cabernet  Sauvignon 2000, Ahmet Gök, Mahzendeki Şiirler dosyası…

Sarafin Bağları’nda Bir Aziz

Babası İhsan Beyin, Atatürk Orman Çiftliği’ndeki ilkokulun müdürü olmasından dolayı, Aziz ağabeyin bütün çocukluğu çiftlikte geçer. 1940’lar Türkiye’sinin en modern tarımcılığının, hayvancılığının, meyveciliğin yapıldığı, bira fabrikasından, şarap fabrikasına her şeyin olduğu bir yaşam alanıdır burası… Benim için Türk şarap tarihinin birer masal kahramanı olan, Macar şarap ustalarının elinde şarap yapmayı öğrenir. “Babamın bir arkadaşının yönettiği fidancılık ve şarapçılık bölümünde çalışmaya başladım. İlk defa burada şarap yapımını gördüm.

Eski şaraplar ile yeni şaraplar bir birine katılarak harmanlanıyordu…

Bugün ki gibi laboratuvarlar, analizler yok. Her şey tatmak ve koklamak üzerine kurulu, adamların ellerinde sanki sihirli bir değnek var. Beş tonluk şarap fıçılarına, her tarafı küf içinde küçük şişelerden bir ikisini boşaltıyorlar. Ulu orta şaraphanenin her yerinde bu küçük küflü şişelerden vardı. Bunlar yeni şaraba aroma katması için saklanan eski beyaz şarap aromalarıydı. Sanırım 1920’lerden kalma şişelerdi. O zamanlar bir iki yıllık eski şaraplar ile yeni şaraplar birine katılarak harmanlanıyor, şaraba aroma kazandırılıyordu. O zamanlar şarabı tadarak şarabını harmanı bulmayı öğrenmiştim. Bugün yaptığımız tadım gibi o zamanda şarabın %30 üç yıllık, %70 iki yıllık şarap olduğunu çok rahat söylerdim.”

Aziz Ağabeyin çocukluğunda başlayan şarap serüveni, hayatının son yıllarında da onu bırakmaz. Kayınbiraderi olan Güven Nil, Ahmet Kutman ile Sarafin Projesine başlarken, Aziz Karabatur’un da projede yer almasını ve kurulacak şirkettin başına geçmesini ister.

Ünilever’in Türkiye’de şarap 30 milyon şişe üretecekmiş…

Aziz Karabatur, 1970’li yıllarda Ünilever’de çalışırken, Ünilever’in Türkiye’de 30 milyon şişe şarap üreterek, ihraç etme projesi içinde yer alır. Dünya Bankası’ndan Prof. Dr. Wupper Pfennig, özel bir ekiple Türkiye’nin şaraplık üzüm potansiyelini araştırmak için geldiğinde onalara rehberlik etmiş ve Türkiye’nin o yıllardaki şaraplık üzüm potansiyeli üzerine kapsamlı bir araştırma içinde yer almış olur. Bu araştırmanın sonunda sadece 3 milyon litre şarap üretecek kadar kaliteli şaraplık üzüm olduğu sonucu çıkınca, büyük proje başlamadan bitmiş olur. Fakat bu yaşananlar Güven Nil heyecanlandırır, heveslendirir ve Türkiye’de kaliteli şarap yapılabileceği fikri uyanmasına vesile olur. Fransa’dan üzüm çeşitleri getirerek bağcılık yapma fikrine Ahmet Kutman’ında destek vermesiyle Sarafin projesinin de ilk adımları atılır… Böylece Türk şarapçılığının Cabernet Sauvignon, Merlot, Chardonnay, Sauvignon Blanc ve Shiraz gibi Fransız üzümleri serüveni böylece yeniden başlıyordu. 1940’ların aksine artık Türkiye’de yabancı üzümleri bilen, onlara meraklı yeni bir şarap sever grubunun olması, ülkemizde yabancı kökenli üzümlerin hızla çoğalıp yaygınlaşmasına da vesile oluyordu.

Güven Nil, Adapazarı, Alifuatpaşa’da ilk bağlarını alsa da daha sonra büyük parsel bağlar kurabileceği Liman yakınlarında ki bugün ki Sarafin Bağları’nı alır. Güven Nil’in erken yaşta aramızdan ayrılmasıyla, projenin başından beri birlikte oldukları kayınbiraderi Aziz Ağabey, Sarafin Bağları’nda görevi üstlenir.

Serafim’in nasıl Sarafin olduğun öğrendim…

Aziz Karabatur ile tanışmamız, Şarap Dostları Derneği’nde yollarımızın kesişmesiyle oldu. Şu an tam hatırlamadığı bir tadımda söz tesadüfen Sarafin Bağları’nda açılınca, o yıl ki tadım araları benim için Aziz Ağabeyin anıları dinleme seanslarına dönüştü… Çok istemem rağmen bu keyifli sohbetleri ne yazık ki kayıt altında alamadım… Bu sohbetlerden öğrendim; Vehbi Koç’un da şarap yapmak istediğini, Serafim’in nasıl Sarafin olduğunu, Güven Nil’in Sarafin ismine başlarda pek ısınmadığını, ilk  Shiraz üzümün zorluklar dolu Türkiye gelme serüvenini ve bağlardan nice güzel anıları, onun sakin sesinden dinlemiş olmak. İyi ki yolumuz kesişmiş, iyi ki bir kadeh şarap eşleğinde sohbet etme şansını yakalamışız…

Geçtiğimiz günlerde Gusto Dergisi’nin eski sayılarını karıştırırken, Mehmet Yalçın’ın Aziz Ağabeyle yaptığı söyleşiyle rastladım. Sanki Aziz Ağabey o günleri anlatıyor gibiydi. Benim için Sarafin Bağları’nın Azizi olan bu güzel insanına, Güven Nil ve nice uzun ömür sürmesini dilediğim Ahmet Kutman’a  Sarafin’in efsane rekoltelerinde biri Cabernet Sauvignon 2000 açarak kadeh kaldırdım… Umarım bir gün birlikte yapmayı kadeh kaldırmayı istediğimiz Sarafin Bağları’nda da aziz anınsa bir kadeh kaldırabilirim…

Sarafin Bağları, Güven Nil ve Ahmet Kutman’ın “Nilkut”u günümüz Türk şarapçılığının yeni yüzü, yeni dünya şarapçılığını Türkiye taşıyan muhteşem bir proje…Hiç kuşku yok ki Sarafin Bağları lise yıllarında başlayan arkadaşlığın, birlikte şarap yapma istediğinin sonucu olarak kurulmuş.

Sarafin Bağları düşünün hayata geçmesinde emeği geçenlerden sadece biri de Aziz Karabatur ve bu zorlu yolculuğun nice isimsiz kahramanları hepimize sonsuz teşekkürler…

Kadehimizden sevdiğiniz Sarafin eksik olmasın…

Bir cevap yazın