İzmir’e Bağ Rotası Yakışır

Haziran ayının ilk haftası, Nurol ile fazlaca bir plan program yapmadan; dağlarında çiçeklerin açtığı, İzmir Bağları’na doğru düştük yollara…

Urlice Bağları’yla başlayan yolculuğumuz, Usca Bağları, Şatomet Bağları, 7 Bilgeler Bağları ve Bağevi, Sevilen İsabey Bağevi ve Foça Taşköy muhtarlıkta son buldu… Zaman yaratamadığımız için gidemediğimiz Urla, Mozaik, Gemici, La, Cankara, Paşaeli, Yazgan ve Nif Bağları’nı son baharda yapacağımız bağ yolculuğumuza bırakmak zorunda kaldık… Bu kısa ziyaretimizde gördük ki üreticilerimiz İzmir Bağ Rotası’nın kurmaya hazır. Hatta toplantılar yapılmış, birlikte yürümenin yollarını aranıyor… Ne diyelim ha gayret… İzmir’e B

ağ Rotası yakışır..

İlk durağımız 2 yıldır uğramadığımız, Türkiye’nin vigneron üreticileri Bilge ve Reha çiftinin Urlice Bağları oldu. Burada bizi bekleyen bir sürpriz ise çağdaş Kaliforniya ve Amerika mutfağı konusunda uzman, yemek yazarı chef  Diane Rossen Worthington ve eşiyle karşılaşmak oldu… Bilge Hanım özenle hazırladığı görsel ve tatsal birer şölen havasında geçen erken öğle yemeği ve Chardonnay 2012 başta Urlice şaraplarıyla taçlandı… Genel olarak Urlice’nin güçlü kırmızılarını severiz… İyi soğutulmuş bir Chardonnay, İzmir Bağ Rotamıza güzel bir başlangıç oldu. Urlice Bağları’nda ise çok yakında “Asma Yaprağı” adıyla restoran açılacağının müjdesini şimdiden verelim.

Bize Urlice Bağları’nda yakalayan şiddetli ve bir o kadar keyifli yağmur, biraz planlarımızın aksamasına neden olsa da yolumuzdan da alıkoymadı. Şatomet’ten Meltem Atalay’ın da bize katılmasıyla hep birlikte Usca Bağları’na doğru yola çıktık.

Yeşillikler içinde geçen kısa bir yolculuktan sonra Usca Bağları’na geldik. Usca’da bizi Fulya Mustu karşıladı. Keyifli ev sahipliğinde Bağları ve Usca tesislerini gezdik… Hiç kuşkusuz Usca’ nın Bornova Misketi çok keyifli… Ama Foça Karası doğrusu bizi ayrı bir heyecanlandırdı… Sabırsızlıkla şişelenip kadehimize gelmesini bekliyoruz… Usca’da yaşanan değişim etiketlere ve şarapların stiline de yansımış durumda, rustik bir stilden modern bir stile geçiş… İkisinin de ayrı güzellikleri var… Cabernet Sauvignon Merlot 2012’nin performansı oldukça etkileyiciydi…

Kıvrıla kıvrıla ilerlediğimiz yollun sonunda, Şatomet’te Metin Güner tarafından karşıladık… Tepeye kurulu Şatomet’deki manzara kadar kadehimize ilk defa gelen Siyah Bornova Misketi’ nden yapılmış roze şarap günün büyük sürpriz oldu. Böylece beyaz olarak bildiğimiz Bornova Misketi’nin kırmızısından varlığını ve tadını öğrenmiş olduk… Metin Beyin keyifli sohbetinde, beklide dünyada bir ilk olacak Taşınan Bağ şarabını gördük. Anlaşmalı bağlarından 10 yaşındaki Syrah asmaları sökülmek istenince, Metin Bey devreyi girerek, bütün itirazlara rağmen çok sevdiği bağın asmala

rını, büyük bir özenle köklerinden sökerek kendi bağına taşımış. Hem şaşırıp hem de etkilendiğimiz şaka gibi bir gerçek. Sanırım sadece bize özgü olsa gerek… Hikâye o kadar hoşumuza gitti ki kendimizi tutamayıp; Metin Bey ve Meltem Hanımdan Taşınan Bağ üzümlerini ayrı işleyip özel bir tek bağ şarabı yapmalarını rica ettik. Ve merakla önümüzdeki günlerde Taşınan Bağşarabın bekliyoruz…

Urla’dan Selçuk’taki 7 Bilgeler Bağları’na vardığımızda… Akşam olmak üzereydi…Gün batımına yakın bizi Bilge,Gülgün ve Defne Yamen karşıladı…. Bağların ortasında modern bir şato 7 Bilgeler Bağevi, özel toplantı ve tadım salonlarıyla ve avlusunda 200 kişinin izleyebildiği keyifli caz konserlerine ev sahipliği de yapıyor… Gelen müzisyenlerin imzaladığı 7 Bilgeler şişelerinden harika bir koleksiyon ulaşmaya başlamış… Üzüm adlarını verildiği şaraphane üzerindeki odalar yetersiz kalınca, karşı tepeye yüzerken bağları seyredebileceğiniz havuzun bulunduğu sevimli bağ odaları bu yıl hizmete girmiş… Yorgun damaklarımızı fazla zorlamayıp, henüz şişelenmemiş ve bir önceki rekolteye göre çok daha keyifli bulduğumuz, Anaxagoras Chardonnay 2013 ile birçok dostumuzun övgüyle bahsettiği, şaraphane’nin içinde, kendimizi 17. Yüzyıldan kalma tarihi şatoda gibi hissettiğimiz, özel lezzetlerin sunulduğu lokanta bölümüne geçtik… Harika bir sohbet eşliğinde keyifli bir akşam yemeğini kadehlerimizde altın madalyalı Bias Rezerve 2011 ile İzmir bağ rotamızın birinci gününü sonuna geldik…

7 Bilgeler Bağları’nın ortasından yeni bir güne uyanırken, bağları seyrederek yüzme planımızı, havanın biraz soğuk olmasında ötürü, başka ziyarete ötelemek zorunda kaldık. Ayberk Akdeniz ile birlikte son bir defa da şarapları kadehlerimizde gezdirdikten sonra Sevilen İsabey Bağ evine doğru yola çıktık. Yol üzerinde varlığını öğrendiğimiz Çamlık Tren Müzesi’nin keyifle dolaşırken,1926 – 1937 yılları arasında Atatürk’ün kullandığı meşhur vagonun özensizliğine biraz üzülsek de 7.Bilgeler gidince mutlaka bu müzeye de uğramanızı öneriz…

Sevilen İsabay Bağevi‘nde görenleri kendi hayran bırakan tarihi çınarın altın, sınırlı sayıda üretilen Plato Kalecik Karası Roze 2012 ile yenen keyifli bir öğle yemeği sonrası İzmir’e döndük.
İlk gittiğimizde müthiş bir yağmurun bizi karşıladığı Foça Taşköy’ün bahçesine vardığımızda, bu sefer bizi güneş ve rüzgâr bizimleydi… Hemen yeni şişelenmiş Bornova Misketi 2013 ile kendimizi ödüllendir

ip, etrafımızda gezinen ördek yavruları ve tavus kuşları eşliğinde keyifli bir öğle yemeği… Kadehimize gelen Öküzgözü Rezerv 2012 keyifle yudumlarken, Hakan Barçın’dan, 10 yaşındaki bağların sahibi tarafından söküldüğü için artık olmayacağını öğrendik… Ve Foça Bağları‘nda yetişen son öküzgözü üzümlerinde yapılmış şaraplarımızı alarak ayrıldık Taşköy’den…

Bu sefer olmasını istediğimiz, düşlediğimiz bir hayal için dolaştık İzmir Bağları’nın… İzmir ve Türkiye’nin tüm bağlarında asma çiçeklerinin eksik olmayacağı yarınlarda yaşamak dileğiyle…

Kadehinizde sevdiğiniz İzmir şarabı eksik olmasın…

Bir cevap yazın