Şarapta Çıta Yükseliyor

Şarapçılık simyacılığa benzer. Simyacı, değersiz maddeleri altına çevirme, bütün hastalıkları iyileştirme ve ölümsüzlük iksirini bulma işleriyle uğraşanlara denir. Üzüm değersiz madde değildir, ama dalında etse etse kilosu 1-2 lira eder. Ancak bu salkımları ölümsüzlük iksiri kabul edilen şaraba çevirebiliyorsanız simyacı sayılır ve kilosuna  50-100 lira kazanırsınız. Ne yazık ki bu işi maalesef herkes yapamıyor. Şarap, haşarı çocuk gibi her an yaramazlık yapabildiğinden, sirke olmasına her şarapçı engel olamıyor. Bazı şarapçılar ise 100 yıl dayanabilen binlerce dolar değerinde iksirler elde ediyor. Nasıl oluyor bu?


Simya ile en az 2 bin 500 yıldır uğraşıldığı bilinmektedir. Isaac Newton önemli simyacılardan birisiydi. Şarapla ise daha uzun süredir uğraşılmaktadır. Hititler’de Tanrıya ikram edilen bir içkiydi. Altın, toprak ve seramik içki kaplarında üzüm ve şaraba ait figürlerin vardı, Hitit kanunlarında ise bağların ve ürünün korunmasına ait hükümler bulunuyordu. Hitit Uygarlığı’nda şaraba ve bağcılığa özel önem verilmekteydi. Bugün de artık Orta Anadolu’da olduğu gibi diğer bölgelerimizde, özellikle de Trakya’da şaraba çok önem veriliyor.

Tam bir simyacı gibi çalışan Bülent Kalpaklıoğlu yeni şarapçılık kuşağının öncü ve önemli bir ismi. Bu ismi ve Chateau Kalpak şarabını bugünden bir kenara not etmekte yarar var. Gerçek bir simyacı gibi, ama Ankara Fen Lisesinin ilk mezunlarından olması nedeniyle aşırı bilimsel araştırmacı ve mükemmelliyetciliği ile yaptığı şaraplar çok zor bulunacak ve adından çok bahsettirecek türden. İlk ürünlerini piyasa vermek üzere. Yaptığımız tadımda Chateau Kalpak’ın gerek Bordeaux blend şarapları gerekse monosepaj Cabernet Franc şarabı gerçekten Avrupa ve Yeni Dünya şaraplarını aratmayacak nitelikte. Güçlü tanenlerine uzun ömür biçebiliyoruz. Temiz yakut rengi, kırmızı meyvelerden gelen aromalarına eşlik eden böğürtlen, vişne, kuru erik ve badem tatlarıyla ana yemeklerinize mükemmel eşlike debilecek nitelikte şaraplar üretimiş Bülent Kalpaklıoğlu. On yıllık uğraşı boşa çıkmamış. Mükemmelliyet arayışı Fransa’dan gelen şişelere ve etiketlere de yansımış.

Şimdi sıra geldi Trakya’da bu kadar çoğalan bağları ve yüksek şarapçılık örneklerini nasıl gezip görebilir ve tadabiliriz konusuna. Sanıyorum hangi şarapçının kapısını çalsanız, şaraplarını tattırmadan sizi göndermez. Ancak bölgeyi bir günde gezmek olası değil, bu nedenle geriye kalacak temiz otel bulmak sorunu kalıyor. Bölge bu açıdan çok zengin değil, ama şarap turizmi başladığında mutlak 4-5 yıldızlı oteller de açılacaktır.


Avrupa’da ‘şarap yolları’ diye anılan güzergahlar var. Route des vins d’Alsace bunlardan en önemlisi. Yiye içe, bağları geze geze bölgeyi kuzeyden güneye veya güneyden kuzeye geçiyorsunuz. Unutulmaz anlar yaşıyorsunuz. Biz de böyle bir yolu Trakya’da Chateau Kalpak ve bölgenin önemli şarap üreticilerinden bekliyoruz. Trakya’da kimler mi var? Barbare, Arcadia, Chamlija, Nuzun, Kayra, Doluca, Gülor, Kutman, Umurbey… Daha ne olsun? El ele verip bölgenin tam ortasına güzel bir otel yapsalar, İstanbul’dan şarapseverleri taşıyacak bir organizasyon düzenleseler, kime ne zararı olur?

Bir cevap yazın