Barcelona Cava Barselona

Barcelona, Barselona benim gezi tarihimde bazı yerler vardır, buna ne denir bilmiyorum, bir tür lanet gibi bir şey, ismi “B“ ile başlayan bazı şehirler, defalarca plan, program ve hatta rezervasyon yaptırsam da türlü aksilikler yüzünden defalarca gidemediğim, Berlin, Brüksel, Beyrut ve tahmin ettiğiniz gibi Barcelona …. Geçen yıl şeytanın bacağını kırarak, Berlin’e gitmeyi başardım, bu yılın ilk günlerine Barcelona’da   başlayarak, hızla ilerlemek niyetindeyim… Burayı tahmin ettiğimden daha çok sevdim, zaten bu ülkenin yemeklerini, ama daha fazla atıştırmalıklarını; tapası çok seviyorum. Tabii olmazsa olmazım, deniz ürünlerini, tüm kabukluları ve bunları müthiş bir ustalıkla hazırlayışlarını, şaraplarını, cavalarını ve Torres’in 10 yıllık brendisini, kahvelerini ve hamur işlerini daha ne olsun! Fransa’nın güneyinden sonra, herhalde yaşamak isteyeceğim ikinci yer İspanya…

Yılın ilk gününde başladığımız yolculuğumuz, otele eşyalarımızı bırakır bırakmaz, ilk durağımızda birer beyaz şarap ve kalamar kızartması, soslu patates ile başlayan yemeğimiz çeşitli duraklarda her hoşumuza giden yerde durup bir kadeh şarap veya cava ile geceye kadar devam etti. Akşam üstü otele dönüp biraz dinlensek de akşam da bu geziye devam ettik, artık hiçbir şey yiyip içemeyecek hale gelince de odamıza döndük… Ertesi gün La Rambla  üzerinde tek beğendiğimiz yer olan Antigua Case Figueras‘da kahvaltı ile başladı. Burayı o kadar beğendik ki her sabah değişik bir tart, çörek, croissant yiyerek ve kahve ile güne başlamayı tercih ettik. Buradan La Boqueria ‘ya geçtik buraya gelip de görmemek olmaz, günün ilk cavası Duc De Foıx’yı saat 11 civarı burada içtik, yanında da görünce dayanamayıp yediğimiz karidesler…  Burası çeşit çeşit meyve, sebze, et, balık, şarküteri, peynir sonsuz çeşit var sanki çok turist var ancak bir o kadar da burada yaşayan insan…Buraya bir daha gelip alışveriş yapmayı düşünerek ayrılıyoruz. Oraya gelip de görmeden olmayacağı için, La Sagrada Familia’ya gidiyoruz, oradan da çeşitli cavaları bulabileceğimizi düşündüğümüz Xampany’e gidiyoruz, beklediğimiz kadar büyük değil, ancak aradığımız ve bize önerilenlerden tadına bakmak üzere alıyoruz. Bu arada buranın açılışını beklerken, güzel bir öğle yemeği, paella ve  Anna De Codornıu  Brut Cava içerek beklemenin en zevkli halini keşfediyoruz… Sonrasında istikamet Lavinia , biraz yürüyüşün iyi geleceğini düşünerek yolumuza devam ediyoruz, ama ne yazık ki hayal kırıklığı, kapanmış yerine de Benetton açılmış… Bunun üzerine otele dönüp biraz dinlenmeye karar veriyoruz tabii ki… Akşam bir gün önce gördüğümüz şık Catalan kadınlarının çıktığını gördüğümüz Restaurant Can Culleretes’e gideceğiz, 1786’da açılmış, girdiğimiz o küçücük kapıdan, bölümlere ayrılmış kocaman bir yer çıktı karşımıza ve de çok dolu, neyse ki şanslıyız, biraz sıkışık da olsa bir masaya oturabiliyoruz. Ahmet şarap listesinin zayıflığından şikayet ederken, ben yemeklerimizi seçiyorum. Yemeğimizden sonra Torres brendilerimizi yudumlayarak, neredeyse çalışanlarla beraber burayı terk ediyoruz.

Ertesi sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra, çok merak ettiğim bir yer olan Formatgeria La Seu’ye gidiyoruz, burada çeşit çeşit peynir var, bunları şarap ile tadabiliyorsunuz. Biz çok erken gittiğimiz için, sahibi olduğunu tahmin ettiğimiz hanımefendi, servisin başlamadığını ancak arzu ettiklerimizi tattırabileceğini söyleyerek bize peynirler hakkında da bilgi verdi. Biz de birkaç çeşitten aldık. Evde yemek üzere… Buradan bir başka merak ettiğim yere Vila Viniteca’ya geçtik. Çok hoş bir yer sanki sokak onlara aitmiş gibi duruyor, bir tarafta kav diğer tarafta yiyeceklerin satıldığı ve istenirse tadılabildiği yer, biz de önce bu zengin kavı gezdikten ve çok beğendikten sonra, tadım bölümünde mevsimsel peynirlerden bir tabak eşliğinde  ben bir Vintage cava L’Orican Aire 2008  Ahmet’te  Catalunya beyazı L’Equi Librista 2011 içti. Akşam yemeği için, Michelin 2013 kataloğunda  yer almış bir restaurant “ Pitarra”ya gittik. Logosundaki siyah kedi ile de ilgimizi çekti, burası da 1890’dan beri açıkmış. Yemeğimize yeşil kuşkonmaz tabağı ve keçi peynirli salata ile başladık, bu kadar beyaz ve köpüklüden sonra bir kırmızı şarap, daha öncede içip çok beğendiğimiz Roda 1 Reserva 2006 ile çok şık bir şekilde  servis edilen karışık ızgara deniz ürünleri  yedik, yemek ayrı güzeldi şarabımız ayrı… Buradan da memnun ayrılmanın verdiği neşe ile otelimize doğru yürüdük. Otelin terasına çıkarak birer kadeh şarapla Barcelona’nın gece manzarasını, bu seferlik son kez izledik…


Son sabahımıza geç başladık, kahve ve toplanma sonrası, öğle yemeği için La Boqueria’da  biraz alışverişten sonra, çok sevimli bulduğumuz “Petit “ adlı yere oturduk, içeride oturacak yeri yok, ve hakikaten çok küçük, yiyecekler tazeliklerini göstermek adına sergilenirken, bazılarının hareket halinde olması inandırıcılığı tamamlıyor. Şarap ne içebiliriz diye sorduğumuz da, tek çeşit şarap olduğunu onun da kendisi gibi Catalan olduğunu dikkatli olmamız gerektiğini belirten bir cevap alıyoruz. Bu sevimli uyarıdan sonra başka şansımız olmadığını anlayarak Petit Clot Dels Oms 2011‘e peki diyoruz. Her şey gerçekten de çok lezzetliydi, ben biber kızartması da isteyince çok acı dikkat edin diye uyardı, bunun üzerine yan masa da oturan Japon çift çok şaşırınca biz onlara biber onlar bize kum midyesi ikram etti, onlar da bizim gibi uçağa yetişeceklermiş. Bu güzel ve yumuşak havada şakalarla geçen yemekten sonra keşke biraz daha kalabilseydik demekten başka bir şey gelmiyor insanın aklına… Hoşçakal Barselona….

Bir cevap yazın