Rejim Aromalı Kokteyl: Cuba Libre

Yıllar önceydi; uzun yün paltonun cebinde Che’nin Gerillanın Kitabı taşınırken, geceler boyu süren ateşli siyasi tartışmalara birazda öykünerek takılmış Lennon gözlüklerinin arkasından bakarak katılınır ve Küba örnek verilirdi. ‘İşte Küba, onlar başardı’.
Meğer hiçbir şey bilmiyormuşuz!!
Cristof Colomb 1493’te adaya ikinci gelişinde şeker kamışıyla tanışır Küba. Verimli topraklarına ve mükemmel klimasına çok yakışır şeker kamışı. Kısa sürede plantasyonlar genişler Batı Afrika’dan siyah köleler taşınır ve tabii İspanyol yatırımcılar boş durmaz, toprak ağalığına soyunurlar.
Basit merdanelerden ezilerek geçirilen kamış şekerli suyunu bırakır. Hırpalanmış kamış ve şekerli su bir çeşit cibre (melas) oluşturur ki mayalandığında sonu alkollü bir sıvıdır. O yıllarda daha çok köylülerin, denizcilerin ve korsanların içtiği bu alkollü sıvıya ‘TAFİA’ adı verilir. 1800’lerin başında bakır kaplar yaygınlaşıp, İspanyolların Araplardan öğrendiği imbik Küba’ya ulaştığında tafiayı damıtarak hem daha kaliteli hem de yüksek alkollü bir içki elde edilir. Bu içkinin ispanyolcada ismi RON’dur. Pedro Diago; ki Kübalılar romun babası derler, damıttığı romu fıçılarda dinlendirip kalitesini arttırmayı başarır. 19. yüzyılın ikinci yarısında Küba’da artık irili ufaklı bine yakın damıtım evi vardır. Rom olağan üstü güzel Havana purolarına arkadaşlık etmektedir.
İspanyol Don Facundo Bacardi 1862’de Santiago de Cuba’da bir damıtımevi kurar. Adı Bacardi’dir. Karısı Dona Amalia farkındalık yaratmak ve satabilmek amacıyla şişenin üzerine bir yarasa resmi kondurur. Yarasa alamet-i farikasıdır artık Bacardi’nin.
Bu arada hiç yatırım yapmadan sadece vergi toplama peşinde olan İspanyollara karşı direniş başlamış, Küba özgürlük şiirleri yazan anti-kolonyal savaşcı lideri  Jose Marti’yi bağrına basmıştır.
Rüzgarlar İspanyolların aleyhine eserken her nasılsa ve hep olduğu gibi 1898’de Havana’yı ziyaret eden Maine isimli Amerikan kruvaziyerinde bilinmeyen bir sebeple bombalar patlar ve 250 denizci ölür. Amerika alışılageldiği gibi bunu savaş sebebi sayar. İspanyollar savaşı kaybederler. Gariptir savaş sonrası masada ABD ve İspanya varken Küba yoktur. Artık Amerikan mandası olmuşlardır, ada yavaş yavaş Amerikan şirketleri ve mafyasının eline geçmeye, kumarhane, uyuşturucu ve fuhuş yaygınlaştırılmaya başlamıştır. Küba’da görevli Amerikan askerlerinin en sevdikleri içki ise kokakolalarına ekledikleri romdur; Bacardi Cola.
Seçimle gelse de ABD valisi gibi icraatlarda bulunan Batista kokuşmuşluğu, yozlaşmayı, çürümeyi arttırmakta, Havana’yı para aklayan mafya babalarına peşkeş çekmektedir. Halk aç ve sefildir. Köledir.
Şartlar bu iken, 1956’da Meksika’nın bir kıyı kenti olan Tuxpan’dan 18 metrelik orta boy bir motoryat denize açılır. Adı Granma (büyükanne) olan tekne ile Fidel Castro, Ernesto Che Guavara dahil 80 gerillası ile Küba’nın güneydoğusundaki Playa Las Coloradas’a çıkar. Üç yıl süren silahlı mücadele sonunda 1959’da Havana düşer. Batista kaçmıştır. Fidel karargahını  Hilton oteline kurar. Artık otelin adı Havana Libre (Özgür Havana) olacaktır.
Bacardi ailesi devrim sonrası gelen toprak reformunu öngördüklerinde şirket merkezini Bahamalar’a, plantasyonları Puerto Rico’ya taşıyarak adadan ayrılır. Bacardi&Cola devri bitmiş, yarasa uçup gitmiştir.
Yerini Havana Club rom ve yerel kola ile yapılan içki alır; Cuba Libre. Kanımca dünyanın en siyasi kokteylidir bu, devrim görmüş, adı devrimcilerce konmuştur. Artık Havana’da, Santiago, Trinidad ve bugün ‘Che’nin mozolesinin bulunduğu Santa Clara’da Cuba Libre içilmektedir.
Halen Santero, Mulata de Cuba gibi markaların ötesinde Santiago de Cuba ve Havana Club adadaki en büyük iki damıtımevidir. Kübalılar daha çok Santiago de Cuba romunu beğenir ve ‘en iyi o’ derler. Bunda belki de Fidel’in içtiği rom olmasının da katkısı vardır. Santerolar daha çok kokteyllerde kullanılır. Mulata (esmer) hafifçe karamelizedir. Tattığımız 11 yıllık Santiago de Cuba %40 alkollü, koyu kahve renkli, burunda portakal, limon, meşe, badem aromalı, damakta hindistan cevizi ve çikolata dokunuşları ile son derece dengeli bir romdu.
Dünyada Bacardi ile beraber en çok bilinen ve satılan Havana Club ise Blanco, 3 anos, 7 anos, Barrelproof, Especial, Reserva, Granreserva ve nihayet Maximo olarak sekiz kategoride sunulur. BLANCO ve 3 ANOS beyazdır ve kokteyllerde kullanılır. BARELPROOF en sertidir, %45 alkollüdür, amber renkli, burunda baharat, ceviz, tütün, damakta kahve ve kakao ile giden güçlü bir içkidir. ESPECİEL beş yaşa kadar olan karışımlardır. Bal, vanilya, tütsü, tarçın aromaları belirgindir. GRANRESERVA ise 15 yıllık en nadide romların karışımıdır ve parlak amber renkli, burunda ve damakta muz, armut, incir, erik gibi meyveler ile bal aroma ve tatları süsler.
Gelelim MAXİMO’ya. O bir hazinedir. 65-100 yıllık romların Maestro Roneras (Uzman rom yapıcılar) tarafından seçilenlerine baş yapımcı Don Jose Navarro tarafından yapılan son dokunuştur. Koyu amber renkli, burunda armut, is, hindistan cevizi, meşe tonları ile badem aromalarına eşlik ve takip eden damakta bitter çikolata, vanilya, kuru meyveler ve baharatsı tonlarla ipeksi, kompleks, dengeli ve uzun bitişli bir başyapıttır. İçilmek değil koklayarak dudak dudağa sevişmek için yapılmıştır.
Devrim siyah ve beyaz Küba’lılara eşitlik getirmiş, köleliği ortadan kaldırmıştır. %7’lerde olan okuma yazma %93 seviyesine yükselmiş, bebek ölümleri azalmış, temel sağlık alt yapısı oluşmuştur. Sağlık ve eğitim ücretsizdir. Devlete ait evlerde Küba’lılar bedelsiz oturmaktadır. Sistem eğitimi bitmiş her Küba’lıya iş vermektedir, asgari ücret 400 TL civarındadır. Her daim 25 derece klima nedeniyle ısınma sorunu yoktur, karne ile verilen bedelsiz bakliyat, ekmek, süt v.s gibi erzak ise cabasıdır. Sıradan bir beyaz romun şişesi 5 TL, kallavi bir puronun tanesi 3 TL civarındadır.  Buraya kadar iyi ama devrim 1959’da neyse o olarak kalmış, sürdürülememiş, ülke temel sanayi alt yapısını kuramamış, konut yapılamadığından aileler iki bazen üç nesil aynı eve sıkışmış, devrim öncesi başlanıp 500 km.si yapılmış ülkeyi baştan başa geçmesi planlanan batı-doğu otoyolunun kalan 500 km.si 50 yıldır yapılamamış, Havana’da güzelim binalar çökmeye terk edilmiş, seyahat özgürlüğü kısıtlanmış, telekomünükasyon ve bilgisayar devriminin gerisinde kalınmış. Sanki biraz fakirlikte eşitlenmişler, geleceği kurgulayamamışlar.
Seyahati ve gözlemlerini paylaştığım kimi dostlarımın Atatürk ve Türk devrimi ile Fidel ve Küba’yı karşılaştırma gayretini gereksiz bulduğumu da belirtmeliyim.. Biz 1.Dünya Savaşının yıkımı üzerine işgal edilmiş bir ülkenin çocuklarıydık. Atatürk gerilla savaşı değil, 7 düvele karşı düzenli ordu savaşı kumanda etmiştir. Halifeliğin kaldırılması dini boyutu unutulmamalıdır. Şartlar bizi totaliter rejimlere ve saltanata rahatlıkla geri götürebilecekken cumhuriyet ilan edilmiş ve devrimler O ölene kadar durmamış, ülkenin hedefi olarak ‘medeni batı dünyası’ gösterilmiştir.
Hanımefendiler, Beyefendiler şimdi bir içki almanın tam zamanı.
Ne alırsınız; teklifsiz, zengin bir Bacardi&Cola’mı yoksa fakir, onurlu bir Cuba&Libre’mi. Ben ne mi içeceğim?  Tabii ki tercihim Ata yadigarı leblebiyi meze yapacağım tek buzlu bir rakı olacaktır.

*Bu yazı Aralık 2011 tarihli 124 sayılı  Gusto Dergisi’nde yayınlanmıştır.
*Özgür Küba

Bir cevap yazın