Şarabın Felsefesi

“Bir şişe şaraptaki felsefe, bir kütüphanedeki tüm kitaplardaki felsefeden daha fazladır.” Pasteur

 

Felsefecilerin şarap ile ilgili olarak söyledikleri muhtemelen içtiklerinden çok daha azdır ve özellikle de şarap ile ilgili en önemli felsefi konu olan çakırkeyiflik hakkında tartışmaktan sakınmışlardır. Çakırkeyiflik tam olarak nedir? Bu kelime ile ifade edilen tek bir görüngü (fenomen) var mıdır? Şarabın neden olduğu çakırkeyiflik ile mesela viskinin veya başka maddelerin neden olduğu çakırkeyiflilik hali aynı genel duruma bir örnek midir? Ve bu hâl benzerlik gösteren bütün durumlar için doğru kelime midir? Çakırkeyif olmayı sarhoşluktan ayırmak önemlidir. Birincisinde kendinde olma durumu, ikincisinde ise kendinde olmama ya da kendinde olmamaya doğru bir gidiş söz konusudur. Zamanla birinin diğerine dönüşebilme ihtimali olmakla birlikte, bu iki durum arasında benzerlik veya bağlantı, ilk öpücük ile boşanma arasındaki bağlantı kadar uzaktır. Ayrıca, şarabın neden olduğu çakırkeyiflilik halinin özelliğinin de ortaya konulması gerekmektedir. Bu farklılık; basit olarak, tadılan nesne ile bu nesnenin verdiği keyif arasındaki farktır ve örneğin bir uyku hapının tadı ile neden olduğu sarhoşluk hali çok farklıdır. Ayrıca şarabın etkisi ile yaşadığımız hafif sarhoşluk halinin şaraptan kaynaklandığını ileri sürmekte sorgulanabilir. Çünkü ağırlık hali ile uyku hapının neden olduğu ağırlık hali tat alınan obje ile hissedilen sarhoşluğun ayrılmasını öngörmektedir.
Keyif verici, hoş duygular uyandıran bir şiirden bahsedildiği zaman, okuyan veya hatırlayan kişi üzerindeki fiziksel etkisinden ziyade, şiirin mısralarındaki edebi kalitenin kendisine işaret edilmektedir. Burada insanı sarhoş eden şiir değil kendi entellektüel algı ve yorumudur. Beynimiz şiir olayında kendi şarabını üretmektedir. Şarabın tam olarak şiir gibi olduğunu söylemiyorum. Biri duyumsal bir tecrübe, diğeri ise entellektüel. Biri, eğitim seviyeniz ne olursa olsun, kalitesini veya size vereceği hazzı bir şekilde duyumsayabileceğiniz bir içki iken, diğeri ise bilgi ve kültür birikimine dayanır. Biri sadece tat ve koku duyularına bağlıdır, diğeri ise görme ve işitme duyularına hitap etmektedir. Bütün bu karşılaştırmalar derin ve felsefi olarak duyu ve estetik zevklerin arasındaki önemli farka işaret etmektedirler.
Buna rağmen, şarabın içinde tadını aldığımız sarhoş edici kalite kendi içimizden değil de şarabın içinden aldığımız tattır. Bu sayede daha yüksek bir canlılık hali aldığımız çok yaygın ve önemli bir gerçektir. Aynı zamanda, şarabın tadı ve sarhoş edici etkisi arasında bir bağ vardır. Bu etki bir futbol maçı ile bu maçın yarattığı heyecan arasındaki bir bağ gibidir. Fakat hissettiğimiz sarhoşluğa neden olan sadece kuru kuruya şarap değildir. Şarabın sarhoşluğu, sanki soyut olarak tarifi mümkün olmayan şeylerden kaynaklanmış olabileceği hissini vermektedir. Şarap, benim sarhoşluğumda, tekrar canlanan bir canlı haline dönüşmektedir.
Şarap, bir içki olarak, vücuda pürüzsüz olarak giren ve yolculuğu boyunca geçtiği yeri aydınlatan bir sıvıdır. Bu, şaraba vücut ile yiyeceklerin gırtlağa girmeden önce çiğnenmesi gerektiği için katı yiyeceklerin asla başaramayacağı bir yakınlık sağlamaktadır. Herhangi bir koku ile de başarılamayan, çünkü koku ile vücut arasında herhangi bir maddi  ilişki bulunmamaktadır, ama dokunmaksızın insanı büyüleyebilen şaraptır. Sanki bir sinema filmindeki, erişilemez sanılan, muhteşem güzellikteki güzel kız gibi. Rahat içilen ve damaktan gırtlağa inerken ısıtan alkollü bir içki olarak şarap, içe dönük bir dönüşüm olup, kişinin kendi içine aldığı tarifi mümkün olmayan başkalaşım iksirinin sembolüdür. Bu sebepten de kayıt edilmiş en erken tarihlerden beri şarabın kutsal bir işlev olduğu benimsenmiştir.
Şarap, bir Tanrı veya şeytanın, içen kişinin ruhuna girdiği bir yoldur ve genellikle dini bir törende içilmektedir ve özellikle tapınılan şey ile özdeşleştirilmiştir. Şarabın sembolik olarak dini tarikatlarda kullanılması resim ve edebiyata da yansımıştır. Bu tarikatlarda, sihirli içkilerin akıl değiştiren hatta kişilik değiştiren iksirlerin ruhsal yükünü hayatın ta kendisine alarak gırtlaktan süzüldüğü düşünülmüştür. Bu sembolü anlamanın kolay olduğunu düşünüyoruz, çünkü alkollü içkilerin ve şarabın “içeni ele geçirmek” deyimini neredeyse kelime anlamı ile algılamaya davet ediyor. Sanki şarap, içen kişinin ruhunun derinliklerinin içine girmektedir.
Genelde alkolün ama özellikle şarabın sosyal toplanmada eşsiz bir fonksiyonu vardır. Orta kararda içtikleri varsayılırsa birlikte içen kişilerin sosyal güvenleri ve de iyi niyetleri şarapla artar. Sosyal olarak içmek için geliştirilen birçok yol, katı bir orta karar rejimidir. Mesela bir barda herkese bir içki almanın hem bonkörlükten ileri gelen duyguları tatmin etmesine hem de alınan içkinin miktarını ve içeri giren içki ile dışarı çıkan kelimeleri kontrol etme gibi önemli bir rolü vardır. Bu gelenek, Yunan bilgi şöleni geleneklerine ve de yemekten sonra Oxbridge’deki kır evlerindeki odalarda Oxford ve Cambridge öğrencileri ve hocaları arasında dolaştırılan şarap kadehleri ile paraleldir.
Şarabın sosyal doğasını anlamak için şarabın sadece bir tutam alkol olmadığını ve şarabın etkilerinin sert içki veya kokteyller ile bile karıştırılmaması gerektiğini kabul etmeliyiz. Şarap karışımdan oluşan bir içki değildir. Şarap üzümün dönüşümünden oluşmaktadır ve yaşamın merkezindeki sonsuz döngünün bir simgesidir. Şarabın etkisi ile başlayan ruh ve madde dönüşümü, 50 yıl önce üzümün asmadan ilk defa koparılması ile başlayan dönüşümün devamıdır (Yunanlıların fermantasyonu Tanrılardan birinin işi olduğunu anlatmasının bir nedeni de budur.Şarap Tanrısı Dionysus üzümün içerisine giriyor ve dönüştürüyor ve dönüşüm işlemi de içerken bize transfer oluyor). Dahası şarabın % 87 sini oluşturan suyun döngüsü akıl ötesi bir döngüdür.
Bu sebeple, bir kadeh şarabı dudaklarımıza götürdüğümüz zaman, süregelen bir dönüşüm ve devinimi içimize çekiyoruz: Şarap yaşayan bir şey, başka canlıların son neticesi ve içimizdeki hayatın gelecek neslidir. Neredeyse, sanki herhangi bir sosyal toplanmada başka insan varlığı gibidir; oradaki mevcut diğer insanlar kadar ilgi odağıdır. Bu etki, şarabın ağza aynı anda teması ile oluşan rayiha ile bir kat daha artmaktadır. Sevgilisini tatmin etmek istercesine içenin tüm varlığına dudak, dil , damak ve koklamaya ait tüm organlarına baştan çıkartıcı uyarılar gönderir. Ve sonunda tüm benliğini bir öpücük sırasında sevgilisinin dudaklarına yükleyen bir aşık gibi damakta o muhteşem sonlaması ile işinizi bitirir.
Her ne kadar binlerce yıllık bir düşünce olsa da, erotik bir öpücük ile şarabın yudumlanma benzetmesi ile ilgili fazla yorumda bulunmak abartı olacaktır. Buna rağmen, ağzınız ve bardak arasındaki teması şarap ile yüz yüze karşılaşmak şeklinde anlatmak abartı değil bir mecazdır. Ve de faydalı bir mecazdır. Viski suratınızda olabilir ama nadir olarak şarap gibi yüz yüze dobralık içerir. Vücudun içinde gezen bir tutam alkol, tattan kaçan bir şey gibidir. Buna karşı, şarabın alkollü içeriği tadın bir parçası olarak kalmaktadır, dürüst bir insanın karakterinin yüzünde ortaya çıkması gibi. Sert içkilerde tat kendini etkiden ayırmaktadır, aynen kötü niyetli bir insanın yüz ve hareketlerinin uzun dönem niyetlerinden kendini ayırması gibi. Şarabın eşliğinin etkisi el altında ya da gizlenmiş olması değil de her tatta aynen yer almasıdır. Bu özellik, daha sonra birlikte şarap içen ve şarabın özlü dürüstlüğüne adapte olan kişilerde yeretmektedir.
Son olarak şunu ifade etmek isterim; Şarapta tattığımız sadece meyve ve şarap mayası değil, aynı zamanda Tanrıların davet edilip bir ev buldukları alışılmamış BİR tadın peyzajıdır. Yediğimiz veya içtiğimiz başka hiçbir şey bize böylesine etkileyici bir şekilde manyetik kutup ışıkları içinde sunulmamaktadır.

* Bu yazının içeriğinde yer alan konuların bazıları Roger Scruton tarafından Aralık 2004’te Londra Üniversitesi’nde Şarap ve Felsefe adlı konferansta sunulmuştur.

 

6/7/2011

Bir cevap yazın